TUNÇ'TAN GECEN VE KUTLUBEY YAZICILAR'A ZİYARET

'Teröristlerin de 'hayır' dediğini söylemek görevimiz'

Haber Merkezi

AK Parti Bartın Milletvekili TBMM Adalet Komisyonu Üyesi Yılmaz Tunç, referandum çalışmaları kapsamında Bartın merkeze bağlı Gecen Köyü ve Kutlubeyyazıcılar'da kahvehane toplantıları gerçekleştirdi. AK Parti'nin ‘hayır' diyenlerin terörist olduğuna dair hiçbir açıklamasının olmadığını bir kez daha tekrarlayan Tunç, “Bu ülkenin aleyhinde çalışan teröristlerin ‘hayır' demediğini söyleyebilecek kimse var mı? Yok. Bunu söylemek ‘hayır' diyenlere terörist demek anlamında olmaz. Ancak teröristlerin de ‘hayır' dediğini söylemek bizim görevimiz. Milletimize bunu hatırlatmak istiyoruz” dedi.

AK Parti Bartın Milletvekili TBMM Adalet Komisyonu Üyesi Yılmaz Tunç, referandum çalışmaları kapsamında Bartın merkeze bağlı Gecen Köyü ve Kutlubeyyazıcılar'ı ziyaret etti. Ziyarette 22. Dönem AK Parti Bartın Milletvekili Asım Kulak, AK Parti Bartın Merkez İlçe başkanı Ali Eyüpustaoğlu, İl Başkan Yardımcıları, İsmail Toksöz, Şaban Doğan, Murat Yıldırım, Hüseyin Demirci ve bazı teşkilat mensupları da yer aldı. her iki köyde de kahvehane toplantısı gerçekleştiren Tunç, vatandaşlara 18 maddelik anayasa değişikliği ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Mevcut anayasa sisteminde cumhurbaşkanlarının yürütme ve hükümetle ilgili çok büyük yetkileri olduğunu kaydeden Tunç, “Bakanlar kurulunu toplayabilir, bir il müdürünü bile cumhurbaşkanının imzası olmadan başbakan atayamaz. Yani Bartın'a bir tarım il müdürü atanacaksa başbakan istediği kişiyi atayamaz. Mutlaka cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakan imza olmak üzere üçünün imza atması lazım. Diğer taraftan halktan yetki almış halk tarafından seçilen bir başbakan var. Şu anda cumhurbaşkanı ve başbakanımız arasında uyumsuzluk olmadığı için işler yürüyor, sıkıntı yok. Dünya projelerini gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Ancak bir uyumsuzluk vuku bulduğunda da bunun çözümü şu anda anayasamızda yok” dedi.

“CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKAN KRİZLERİ BU ÜLKEDE GEÇMİŞTE OLDU”

Yürütmedeki çift başlılığın ortadan kaldırılması gerektiğini ifade eden Yılmaz Tunç, “Cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığın birleştirilip, başbakanın yetkilerinin cumhurbaşkanına verilmesiyle cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile hükümeti çift başlılıktan kurtarmamız gerekiyor. Geçmişte halk tarafından seçilmemiş cumhurbaşkanları bile başbakanlarla anlaşamadığını hepimiz gördük. Ahmet Necdet Sezer, Ecevit'e bir anayasa kitapçığı fırlattığında krizin nasıl patladığını, 2001 krizinin bardağı taşıran son damlası olarak görüldü. 20 tane banka batmıştı. Bu ülkenin 50 milyar doları heba olup gitmişti. Daha öncesinde de cumhurbaşkanları ile başbakanlar aynı partiden oldukları halde anlaşamadılar. Özal ile Mesut Yılmaz uzlaşamadılar, Demirel ile Tansu Çiller, Kenan Evren ile Özal anlaşamadılar. Yani hep cumhurbaşkanı ve başbakan krizleri bu ülkede oldu” şeklinde konuştu.

“CUMHURBAŞKANINA 12 EYLÜL DARBE ANAYASASI BÜYÜK YETKİLER VERDİ”

Yeni anaysa ile gelecek sistemin halka doğrudan doğruya hükümet kurma yetkisi veren bir sistem olduğunun altını çizen Tunç, açıklamalarına şu şekilde devam etti:

“Çünkü Kenan Evren kendisi cumhurbaşkanı olacak ve il müdürüne kadar ben atayayım diye anayasa koydu. Başbakanın yapması gereken yetkilerin hepsini kendi görevleri arasında saydı. Şimdi o görevler yetkiler duruyor. Birde 2007'den itibaren meclise cumhurbaşkanı seçtirilmediği için halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanı var. Sembolik cumhurbaşkanları bile başbakana anayasa kitapları fırlatıyorsa gelecekte çözümü mümkün olmayan bir yönetim kriziyle bu ülkeyi baş başa bırakmamak lazım. Şimdiden önlemini almak lazım.

“KOALİSYON DÖNEMLERİ HEP KAYIP YILLAR OLMUŞTUR”

Halkın iradesinin yönetime doğrudan yansımasını sağlayan bir sistemdir. Parlamenter sistem ise halkın bir aracı vasıtası ile iradesinin yönetime yansıdığı sistemdir. Şimdi bu sistemde halk kimin başbakan olacağını çok kestirememektedir. Sandığa oyunu atar milletvekillerini seçer. Mecliste parçalı bir yapı oluştuğunda hükümet kurmakta zorlaşır. 7 Haziran'da böyle oldu. Hiçbir parti anlaşamadı ve yeniden seçime gidilmek zorunda kalındı.

“İSTİKRARIN SÜREKLİ OLMADIĞI BİR ÜLKEDE EKONOMİK KALKINMA OLMAZ”

Parlamenter sistem hayatına baktığımız zaman bu hükümet 65'inci hükümet. Meclis 26'ıncı meclis. 26 dönem seçim yapılmış ve 65 tane hükümet çıkmış. Bir dönemde üç tane hükümet çıkmış. Yani bir buçuk yılda bir hükümetlerin değiştiği ortamda istikrardan bahsedilemez. İstikrarın olmadığı bir ülkede ekonomik kalkınma olmaz, yatırım olmaz, yeni fabrikalar kurulmaz. Kamu yatırımları yerinde sayar. Bartın'da yüzme havuzu temeli atıldı 20 yılda çürüdü. Kültür merkezinin temeli atılır daha sonra başka yere kayar. Bir hastane temeli atılır 14 yılda bitirilemez. Bunlar Bartın'da yaşandığı için söylüyorum. Tek başına iktidarlar döneminde ise kamu yatırımları hızlanmıştır. Menderes dönemi, Özal dönemi ve AK Parti dönemini çıkardığınız zaman koalisyon dönemleri bu ülkenin kayıp yıllarıdır. Koalisyon dönemlerinde hep yatırımların durduğu, ekonomik krizlerin çıktığı yıllar olarak tarihe geçmiştir. Siyasi krizler ekonomik krizleri, ekonomik krizler fakirliği, anarşiyi ve terörü doğurmuştur. Bunlarda vesayetçi anlayışı güçlendirmiştir. Siyasiler bir şey yapamıyor, milletin temsilcilerinden bir şey beklemeyin düşüncesi oluşturulup on yılda bir darbeler yapılmıştır.

“HÜKÜMETİN GÜÇLÜ, ÇİFT BAŞLILIĞIN OLMAMASI GEREKİR”

Hükümeti güçlü hale getireceğiz. Hızlı karar alacak, icraat yapacak ve 5 yıl boyunca başladığı işleri seçime kadar bitirecek. Eğer iyi yaptıysa millet bir dönem daha seçecek. Üçüncü dönem yok. Padişahlık, krallık bunların hepsi sloganik şeyler. Sistemle alakası yok. Padişahlar seçimle mi geliyor? Hayır. Halk doğrudan cumhurbaşkanını seçecek ve o isim bakanlar kurulunu oluşturup yönetecek. Beş yıl sonra bir daha yetki vermek istiyorsak vereceğiz ama üçüncü kez yok. Güçlü olan hükümet meclis tarafından denetlenecek. Türkiye Büyük Millet Meclisi denetim noktasında daha güçlü hale gelecek.

“CUMHURBAŞKANI KARARNAMELERİ ÇARPITILIYOR"

Halk Belediye Başkanını ayrı Belediye Meclis Üyelerini ayrı seçiyor. Belediye Başkanını doğrudan halk seçiyor. Belediye Meclisi toplanıp seçimlerin ardından Başkanla ilgili güven oylaması yapıyor mu? Yapmıyor. Çünkü ayrı sandıklar. Halk sandıkta güvendiği ismi seçiyor. Burada da Cumhurbaşkanlığı Hükümetine halk sandıkta güvenip seçecek. Halkın güvendiği hükümet güçlü bir şekilde görev başında olacak. Cumhurbaşkanı şu anda Meclis tarafından soruşturulabilir mi? Hayır. Ancak yeni sistemde soruşturulabilecek. Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanları Meclis tarafından işledikleri suçlar nedeniyle soruşturma açılıp yüze divana gönderilebilecek. Yani Meclis hükümeti denetleyebilecek. Sadece Meclis de değil. Yargı da denetleyecek. Yeni sistemde yargı denetimi de olacak. Cumhurbaşkanı Kararnameleri hep çarpıtılıyor.

“CUMHURBAŞKANI KARARNAMESİ KANUNDAN ÜSTÜN DEĞİL”

Tek adamlık rejimi olacağı ve istediği kararnameyle istediğini yapabileceği söyleniyor. Cumhurbaşkanı Kararnamesi kanundan üstün değil. Kanun olan bir konuda kararname çıkartılamaz. ‘Meclisi istediği zaman feshedebilecek' diyorlar. Cumhurbaşkanı Meclisi fesih ederse kendi görevine de son vermiş olacak. Bunu Cumhurbaşkanının gerçekleştirmesi için çok büyük bir kriz olması lazım. Mecbur kalınmış olması lazım. Böyle durumlar olabilir. Kriz durumlarında Cumhurbaşkanı kendi görevine son verme pahasına ‘seçime gidiyoruz' diyecek. ‘Halk en doğru kararı verir' diyerek, millete gidecek. Milletimiz de sandıkta kararını verecek. Bu yetki aynı şekilde meclise de veriliyor. Meclis de seçim yenilediğinde Cumhurbaşkanının görevi sona eriyor.

“BÖYLE BİR SÖYLEM DE KESİNLİKLE OLAMAZ”

Bizim ‘hayır' diyenler teröristtir diye hiçbir açıklamamız olmadı. Böyle bir söylem de kesinlikle olamaz. Ne Cumhurbaşkanımızdan ne Başbakanımızdan ne de milletvekillerimizden böyle bir söylem çıkmadı. ‘Evet' diyen de ‘hayır' diyen de bizim vatandaşımızdır. Kararlarına saygı duyarız. Ancak teröristlerin, terör gruplarının açıklamalarına hepimiz şahit olduk. PKK'nın, FETÖ'nün, DHKPC'nin ve diğer terör örgütlerinin hepsinin de ‘hayır' dediklerini söyledik. Vatandaşımıza ‘‘evet' de verebilirsiniz ‘hayır' da verebilirsiniz ancak bu ülkenin aleyhinde çalışan, bu ülkeye ihanet eden, bu ülkenin binlerce gencini şehit eden teröristlerin ‘hayır' tarafında olduğunu unutmayın' dediğimiz zaman bu ‘hayır' diyecek olanlara terörist dendiği anlamına gelmez. Bakın aynı sonuca gidiyorsunuz siz ‘hayır' diyorsunuz onlar da ‘hayır' diyor. Gerekçeleriniz belki farklı olabilir. Biz burada neticede referandumla ilgili seçim meydanlarında çalışmalar yapıyoruz. Ama bu ülkenin aleyhinde çalışan teröristlerin ‘hayır' demediğini söyleyebilecek kimse var mı? Yok. Bunu söylemek ‘hayır' diyenlere terörist demek anlamında olmaz. Ancak teröristlerin de ‘hayır' dediğini söylemek bizim görevimiz. Vatandaşımıza bunu hatırlatmak istiyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kutuplaşmayı da sonlandıracak diyen Milletvekili Tunç, bu hükümet sisteminde Cumhurbaşkanı yüzde 50'nin üzerinde oyla seçilecek. Yani artık yüzde 20'yle yüzde 15'le başbakan olmak yok bu ülkede. Yüzde 20'nin oyunu alıp da yüzde 80'i yönetmek diye bir şey yok.”

Bakmadan Geçme