Tahsin ÖTGÜÇ

GARBIN MEDENİYETİ

Tahsin ÖTGÜÇ

Medeniyet, bir ülke veya toplumlarının maddi ve manevi varlıklarının düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eder. Memleketleri imar ederek insanları sosyal, kültürel, ekonomik ve ahlaki yönden refah ve huzura kavuşturmak denebilir. Medeni olmak, insan için olması gereken tüm manevi değerlere sahip olmaktır. Samimiyet, ahlak, doğruluk ve dürüstlük, merhamet ve vicdanlı olmak, bu değerler kapsamında yer alır. Şimdi bu yazdıklarımızın penceresinden dünya ve özellikle batı ülkelerine bakalım. Görmek istediklerimizin kaçını görebiliriz. Görmek istediklerimizin hiç birini görmek tam anlamıyla hayal olabilir. Silah satmak veya toprak kazanmak veya yer altı madenlere el koymak amacıyla ne kadar şeytani oyunlar oynanmaktadır. Özellikle İslam ülkeleri zayıflatılmış, demokrasi getireceğim diye ülkeler işgal edilmiş, atılan her merminin hesabı işgal edilen ülkenin hesabına yazılmış ve tahsil edilmeye devam edilmektedir. Demokrasi yerine ürkenlerin ekonomisi çökertilmiş, halk bi çareye düşürülmüştür. Filistin ve özellikle Gazze’de İsrail’in soykırım vahşeti, dünya tarihinde bir ilk ve inşallah son olacaktır. Savaşlar ordular arasında yapılır. Savaşın da bir kuralı ve ahlakı vardır. Gazze’de ne kural, ne de ahlak kalmıştır.

ABD başta olmak üzere bazı batılı devletler, İsrail’in katliam yaptığını bildikleri halde oraya silah araç ve gereç gönderiyorlar. O da keyfi olarak masum sivil halkı bu silahlarla öldürüyor. Nerde insan hakları, nerde medeniyet. Hepsi yok olup gitmiş. İsteseler derhal insanlık dışı soykırımını son verdirebilirler. Ancak bir takım beklentileri olduğu için bu katliama göz yumarak İsrail’in Gazze’yi tamamen insanlaştırmasını istiyorlar. Çünkü bu bölgede doğal gaz ve petrolün olduğu söylenmektedir. Her zaman aynı şeyler yapılıyor. Birinin korunması için diğerlerinin hayatına son verilebiliyor. Arkasından masum halkın evleri, yerleri ellerinden alınıyor. Yeraltı madenlerine çöküyorlar. İşte batının medeniyet dedikleri bu dur. Bu eylemler, cahiliye Arap devrinden farklı bir durum olamaz. O zaman da hak, hukuk yoktu. Güçlü zayıfı eziyor, Zengin, fakiri sömürüyordu. 21. Yüzyılda bu manzaraları görmek insanlık adına çok acı verici değil midir? Demek ki asıl olan zamanın değişmesi değil, kafaların değişmesidir.

Yüce Allah’ın kuranındaki sesine kulak verelim, şöyle buyuruyor” Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, Şüphesiz o, onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.” Maide, 51. Buradaki hitap müminleri ilgilendirmektedir. Müslümanlar Allah’ın bu çağrısına kulak verip gereğini yaptıklarında kazanan kendileri olacaktır. Zira Allah Müminlerin dostudur. Müslümanların bu dünyada zelil,  ahirette perişan olmalarını arzu etmemektedir. Bunun için önceden uyarmaktadır. Dünya geneline baktığımızda bu gerçeği görmüyor muyuz? . ABD dış işleri bakanı İsrail’e gittiğinde ne demişti. Ben buraya dış işleri bakanı olarak değil, Bir Yahudi olarak geldim demişti. Ne buyuruyor Allah, onlar birbirlerinin dostudur. Bu gün Gazze’de ve batı şeri yada yaşananlar Müslüman olmasalardı soykırım ve katliam bu boyutta olur muydu?. Dünya bu kadar sessiz kalır mıydı?. Tabidir ki, hayır.

Bu bakımdan tüm İslam ülkeleri, birlik ve beraberlik içinde olmaları gerekmektedir. Çünkü birlikten güç doğar. Kendi aralarında dayanışma içinde olmaları ve maddi ve manevi yönden güç birliğini sağlamaları o denli önemlidir. Bu gün yeryüzünde mazlum ve mağdurların haklarının korunması için buna ihtiyaç vardır. Zalimlerin zulümlerini bertaraf etmek, maddi ve manevi yönden güçlü olmakla mümkündür. Filistin ve Gazze’deki insanlık dışı olaylar, Müslümanların uyanmalarına, kimin dost, kimin düşman olduğunun gerçeğini anlamaya vesile olur inşallah. Tüm dünya âlemi, Gazze’deki İsrail soykırımı ve katliamı karşısında insanlığın bittiğini görmüş oldu. Allah, Gazze’de ve diğer bölgelerde kâfirlere karşı mücadele eden mücahitlere Nusret’ini ihsan eylesin.

                                                        Tahsin ÖTGÜÇ – Emekli Müftü

Yazarın Diğer Yazıları