KESK'ten Sert Tepki
KESK Dönem Sözcüsü ve Eğitim Sen Şube Başkanı İsmet İpci, 2025 yılına ilişkin ekonomik tabloyu sert sözlerle eleştirerek, yaşanan zamlar ve maaş kayıplarının emekçileri yoksulluğa sürüklediğini belirtti. İpci, 2026 yılına girilirken emekçiler açısından tablonun daha da ağırlaştığını savunarak 14 Ocak Çarşamba günü tüm yurtta iş bırakma eylemi yapılacağını açıkladı.
İpci açıklamasında, 2025 yılının asgari ücretlisinden emeklisine, işçisinden kamu emekçisine kadar emeğiyle geçinen milyonlar için “adeta bir kâbus yılı” olduğunu ifade etti. Maaşların her ay eridiğini, yoksulluğun ise hızla arttığını dile getiren İpci, toplu sözleşme süreçlerinde Merkez Bankası’nın tutmayan enflasyon tahminlerinin esas alındığını ve bunun maaşları daha da değersizleştirdiğini söyledi.
TÜİK’in 2025 yılı enflasyon verilerini değerlendiren İpci, açıklanan rakamların yaşanan gerçek hayat pahalılığıyla örtüşmediğini belirtti. TÜİK’e göre yıllık enflasyonun yüzde 30,89 olarak açıklandığını hatırlatan İpci, İstanbul Ticaret Odası’nın yıllık enflasyonu yüzde 37,68, ENAG’ın ise yüzde 56,14 olarak duyurduğunu vurguladı.
Açıklamada, asgari ücret artışının TÜİK’in kendi enflasyon verilerinin dahi altında kaldığı belirtilirken, emeklilerin ve kamu emekçilerinin de ciddi kayıplar yaşadığı ifade edildi. SGK ve BAĞ-KUR emeklilerinin aylıklarının yalnızca yüzde 12,2 oranında artacağı, kamu emekçilerinin ise Ocak ayından itibaren ortalama yüzde 20’lik bir artışla 2026 yılına başlayacağı kaydedildi.
İpci, bu artışların kira, gıda, ulaşım ve sağlık harcamalarındaki zamlar karşısında yetersiz kaldığını vurgulayarak, reel gelirlerin hızla eridiğini söyledi.
Açıklamada; toplu taşıma ücretlerine yüzde 35, sağlık katılım paylarına yüzde 30, köprü ve otoyol geçişlerine yüzde 22, MTV ve damga vergisine yüzde 19 zam yapıldığına dikkat çekildi. Kira artış oranının ise yüzde 34,88 olduğu hatırlatıldı.
İpci, temel gıda maddelerine erişimin her geçen gün zorlaştığını, ekmek alım gücünün dahi düştüğünü belirterek, son 10 yılda en düşük memur maaşıyla alınabilen çeyrek altın sayısının ciddi şekilde azaldığını ifade etti.
KESK adına konuşan İpci, ülkenin yeterli kaynağa sahip olduğunu ancak bu kaynakların emekçilere değil, sermayeye aktarıldığını savundu. 2026 bütçesinde her dakikada yüzlerce asgari ücret tutarındaki kaynağın faiz, teşvik, silahlanma ve hazine garantileri yoluyla sermayeye aktarıldığını dile getirdi.
“14 Ocak’ta İş Bırakıyoruz”
İpci, bu tabloya karşı sessiz kalmayacaklarını belirterek, 14 Ocak Çarşamba günü tüm yurtta iş bırakacaklarını duyurdu. Tüm konfederasyonlara, sendikalara ve kamu emekçilerine çağrıda bulunan İpci açıklamasını ve taleplerini şöyle dile getirdi:
“Gözümüzü iğneden ipliğe her şeye yapılan zam fırtınası ile açtığımız, bir yılı, 2025 yılını geride bıraktık. Yıllardır devam eden yoksullaştırma politikalarından 4 Milyon kamu emekçisi ve 2,5 milyon kamu emeklisi olarak bizler de payımıza düşeni aldık.
2025 yılı asgari ücretlisinden emeklisine, işçisinden kamu emekçisine emeği ile geçinen milyonlar için, bizler için adeta bir kâbus yılı oldu. Maaşlarımız her ay gittikçe erirken yoksulluğumuz günden güne arttı.
İktidar temsilcileri, yandaş konfederasyon yönetimi ve Hakem Kurulundan oluşan Bermuda Şeytan Üçgeni “toplu sözleşme” adı altında her seferinde Merkez Bankası’nın hiçbir zaman tutmayan enflasyon tahminini esas aldı.
Altışar aylık bu artışlar daha ilk bir, iki ayda TÜİK’in sahte enflasyonunun bile altında kaldı. Aylarca enflasyon farkı almak için bekledik. Altışar aylık periyotlarla hep aynı şeyi yaşamaya devam ettik. Böylece sadece son 2 yılda maaşlarımız yüzde 20 eridi.
TÜİK bugün 2025 yılının son enflasyon verilerini açıkladı.
TÜİK’e göre Aralık ayı enflasyonu yüzde 0,89 yıllık enflasyon yüzde 30,89 son altı aylık enflasyon yüzde 12,2 kira artışlarında esas alınan 12 aylık ortalama enflasyon ise yüzde 34,88 olmuştur.
Bu ülkede yaşayan herkes biliyor ki bu verilerin yaşadığımız gerçek enflasyonla hiçbir alakası yoktur. Nitekim İstanbul Ticaret Odası (İTO) 4 gün önce yıllık enflasyon %37,68 olduğunu açıklamıştır.
Bugün açıklanan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verilerine göre ise enflasyon aylık yüzde 2,11 yıllık ise yüzde 56,14 artmıştır.
Şimdi buradan işçilere, emekçilere, emeklilere, tüm kamuoyuna soruyoruz: TÜİK’in enflasyonu mu yoksa sizin yaşadığınız hayat pahalılığı mı daha gerçekçi? Hükümet sözcüleri “enflasyon düştü” diyor. Peki, sizin enflasyonunuz düştü mü?
Bugün açıklanan TÜİK verilerine göre: Asgari ücret artışı TÜİK enflasyonun bile altında kalmıştır. Bilindiği üzere 2024 yılında resmi enflasyon %44,38 olarak açıklanmıştı. Buna rağmen 2025 yılı asgari ücretini bunun yaklaşık 15 puan altında %30 arttırdılar. TÜİK bugün 2025 yılı enflasyonun yüzde 30,89 olduğunu açıkladı. Ama asgari ücreti 10 gün önce %27 artırarak, açlık sınırının altında tuttular.
TÜİK’in gerçekleşen enflasyon verileri dahi temel alınmış olsaydı bugün asgari ücretin 32 bin165 TL olması gerekiyordu. Dolayısıyla TÜİK’in sahte enflasyon verilerine göre bile her asgari ücretlinin aylık 4 bin 100 TL’sine yıllık ise 49 bin 200 TL’sine, yani yaklaşık 2 aylık ücretine el konulmuştur.
Kaybeden sadece asgari ücretliler değil, bu düzende hepimizin kayıpları artıyor. Örneğin bugün açıklanan TÜİK verilerine göre: SGK ve BAĞ-KUR emeklilerinin aylıkları 6 aylık enflasyon oranında, yani sadece yüzde 12,2 artacaktır.
Bu sahte verilere göre kamu emekçileri ve emeklileri olarak bizler için ise yüzde 6,85 enflasyon farkı doğmuştur. Bu farka Hakem Kurulu dayatması ile biten son “toplu sözleşmeye” göre yapılacak artışı da (yüzde11 artış ve taban maaşlarda bin TL artış) eklediğimizde maaşlarımız Ocak’tan itibaren ortalama sadece yüzde 20 artacaktır.
Öte yandan ‘enflasyon farkı’ adı üzerinde geçtiğimiz altı ay yaşanan enflasyondan doğan farktır. Dolayısıyla kamu emekçileri ve emeklileri olarak 2026 yılına aslında ortalama yüzde 12,5 maaş zammı ile başlıyoruz.
Buna karşın kira, ulaşım, gıda başta olmak üzere temel giderlerimizdeki artışlar maaş artışımızı katlamakta, dolayısıyla reel gelirimiz hızla buharlaşmaktadır.
Bizler 2026 yılına maaşlarımızda ortalama yüzde %12,5 artış ile başlarken: 1 Ocak’tan itibaren toplu taşıma ücretlerine %35, sağlıkta katılım paylarına, muayene ücretlerine %30, köprü ve otoyol geçiş ücretlerine ortalama %22, MTV ve damga vergisine %19 zam yapılmıştır.
Kontrat süresi dolanların kirası Ocak’tan itibaren yüzde 34,88 artacaktır. Bugün 55 Bin TL maaş alıp bunun 25 bin TL’sini kiraya veren bir kamu emekçisinin maaşı Ocak ayında 65 bin TL olacak. Ama kirası 33 bin 720 TL’ye çıkacak. Yani cebine giren maaş zammının neredeyse tamamı kiraya gidecek.
Bırakalım eti, süt ürünlerini, yumurtayı son bir yılda en düşük memur maaşı ile alınan ekmek sayısı bile azalmıştır. Bundan bir yıl önce en düşük memur maaşı ile tanesi 10 TL’den 4 bin 370 adet ekmek alınıyordu. Ekmek fiyatı 1 Ağustos’tan itibaren 15 TL’ye çıktı. Bugün açıklanan TÜİK enflasyon verilerine göre en düşük memur maaşı ile 4 bin adet ekmek alınacak. Bu durumda en düşük maaş alan memurun sofrasından aylık 370 adet, günlük 12 adet ekmek eksilecek. Üstelik ekmeğe zam kapıdadır.
“Maaş artışımız yine cebimize girmeden buharlaşacak”
Ayrıca gelir vergisi adaletsizliği de derinleşmeye devam etmektedir. Maaşlarımızdan kaynakta kesilen Gelir Vergisi, Yeniden Değerleme Oranının 5 puan altında tutulmuştur. Dolayısıyla maaş artışımız yine cebimize girmeden buharlaşacaktır.
10 yıl önce bugün bir adet çeyrek altın 175 TL’ydi. En düşük memur maaşı ile 17 adet çeyrek altın alınıyordu. Bugün çeyrek altının fiyatı 10 bin 500 TL. En düşük memur maaşı ile 6 adet çeyrek altın bile alınamıyor. Son 10 yılda en az 11 çeyrek altınımızı elimizden aldılar.
Yıllardır büyüme nutukları attılar. Ama büyüyen sermaye, patronlar, yandaşlar oldu. Bizlerin ise yoksulluğu, sefaleti büyüdü.
2024 yılını ‘emekli yılı’ ilan etmişlerdi. Ama emeklileri kuru ekmeğe muhtaç hale getirdiler. On binlerce emekliyi ucuz otel köşelerinde, otogarlarda yaşamaya sürüklediler.
“Milyonlarca aileyi açlığa mahkûm ettiler”
2025 yılını ‘aile yılı’ ilan ettiler. Ama milyonlarca aileyi açlığa mahkûm ettiler. Çağdaş dünya ülkelerinde asgari ücret hesabında, işçinin ailesinin giderleri de temel alınıyor. Ama 2025 yılını ‘aile yılı’ ilan edenler asgari ücreti belirlerken işçinin tek başına temel giderlerini dahi yok saymıştır. Her iki işçiden birinin aldığı asgari ücret tarihimizde ilk defa Kasım ayı açlık sınırının dahi altında kalmıştır.
2026 yılını ise emeği ile geçinen tüm kesimler için bir yıkım yılına çevirmek istiyorlar. ‘Sefalete, köleliğe alışın’ diyorlar. .
Oysa bu ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine, kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sunmak için yeterince kaynağı vardır. Ama bu kaynaklar çalışanlara, yoksullaştırılan halka değil bir avuç asalağa faiz, teşvik, hazine garantisi olarak aktarılıyor. Bunu 2026 bütçesinde bir kez daha gördük.
2026’da her 1 dakikada tam 186 asgari ücret faiz olarak yabancı ve yerli sermayeye gidecek. Her 1 dakikada tam 145 asgari ücret ‘savunma ve güvenlik’ adı altında silahlanmaya aktarılacak. Her 1 dakikada tam 50 asgari ücret sermayeye, patronlara teşvik olarak akacak. Her 1 dakikada tam 19 asgari ücret, köprü, otoyol, şehir hastanesi müteahhitlerinin cebine Hazine garantisi olarak girecek.
Saray dakikada 1,5 asgari ücret harcayacak. Tüm bunlar yükü bizlere yıkılan vergilerden karşılanacak. Bizler KESK’e bağlı sendikaların üyeleri olarak buradan haykırıyoruz. Bu kölelik düzenine, sefalete alışmadık. Alışmayacağız.
Bizlere her geçen gün daha fazla yoksulluk ve güvencesizlik dayatan bu düzeni kabul etmiyoruz. Bunun bir adımı olarak 14 Ocak Çarşamba günü tüm yurtta üretimden gelen gücümüzü kullanacak, iş bırakacağız. Bunun için tüm konfederasyonları, sendikaları, kamu emekçilerini; En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarıldığı; İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret, Güvenceli istihdam- güvenli gelecek, Demokratik- adil bir çalışma yaşamı, Halktan yana bir kamu hizmeti, Grev hakkımızın önündeki engellerin kaldırıldığı Gerçek Bir Toplu Pazarlık Sistemi İçin birlikte mücadele etmeye, omuz omuza vermeye, 14 Ocak’ta hizmet üretiminden gelen gücümüzü kullanmaya çağırıyoruz.
Çağrımız sadece kamu emekçilerine değil, bu sömürü düzenin çarkları altında ezilen herkesedir.”
Haber: Erkan Hızoğlu