Tahsin ÖTGÜÇ

SAHABİ HAYATINDAN BİR KESİT

Tahsin ÖTGÜÇ

SAHABİ HAYATINDAN BİR KESİT

Bir gün sah abilerden biri Hz Aliye gelerek, Ya Ali, bir sıkıntım var. Bana bir dirhem verir misin
dedi. Hz Ali ilgili sahabeye bir dirhem verdi. Daha sonra Hz Ali ağlamaya başladı. Hz Fatıma validemiz
sordu, neden ağlıyorsan? Adamın istediğini verdin, o da aldı ve gitti. Hz Ali, nasıl ağlamayayım ya
Fatıma!. Benim komşumun bir sıkıntısı varmışta, ben ondan bi habermişim. İşte İslam’da sorumluluk,
bu olsa gerek. Hz Ömerin halife olduğu devirde “ Fıratın kenarında otlayan koyun sürüsünden bir
koyunu kurt telef etse Ömer bundan sorumludur” sözü, İdarecinin idare edilenlerden ne derece
sorumlu olduğu gerçeğini dile getirmektedir. Bir başka deyişle idareciliğin ateşten bir gömlek
olduğunu vurgulamaktadır. Adil yönetimiyle dünyaya adından söz ettiren Hz Ömer, hakla batılı
birbirinden ayıran anlamına gelen Ömerul Faruk lakabını almıştır.
Komşusu açken tok sabahlayan kişi, gerçek anlamda mümin olamaz buyuran bir peygamberin
ümmetiyiz. İslam’da paylaşmanın büyük önemi vardır. Paylaşımın olduğu yerde huzur ve mutluluk
kendiliğinden gelir. Toplumsal barış ve güveliğin sağlanması buna bağlıdır. Allah mali durumu iyi olan,
zenginlerin mallarının zekâtını fakirlere vermelerini emrediyor. İslam toplumundaki zekât müessesleri
ile fakir, yetim ve yoksulların dertlerine derman olunmaktadır. Mali durumu iyi olan Müslümanlar,
sadaka ve zekâtlarını vermek için etraftaki muhtaç durumda olanları araştırarak onlara yardım ellerini
uzatıyorlar. Böylece toplumda bireyler arasında huzur ve güven duygusunun oluşmasına vesile
oluyorlar. Bu durum hem insani ve hem de İslami bir görevdir. Ayrıca yardım edenle yardım alan
arasında manevi bir köprü kurulmaktadır. Bu köprünün üzerinde sevgi ve saygı, hoş görü ve Allah’ın
rızası vardır.
Allah kuranında ”Sonra yemin olsun ki, o gün her verilen nimetten sorulacaksınız”
buyurmaktadır. Tekasur, 8. Allah’ın insana sunduğu maddi ve manevi nimet ve imkânların haklarının
verilmesi adına, mazlum ve mağdurların yüzlerinin gülmesine vesile olmak gerekiyor. Kendimizde var
olanların komşularımızla paylaşılması, onlara değer verdiğimizi, onlar için bir güvence olduğumuzu
gösterir. Peygamberimiz (sas) Ey Eba Zer, sen bir çorba pişirdiğinde suyunu bolca kat ve onunla
komşunu gözet. (pişirdiğinden komşuna da ver) buyurmuştur. Riyazüssalihin. Komşunun ve ya
muhtaç olan birinin bize istemeye gelmesini beklemeye lüzum yoktur. İslam’da ikram ve hediyeleşme
sünnettir. Verilen bir şey, kişinin ihtiyacını gideriyor, yarasına merhem oluyorsa, bu daha güzel olur.
Kişi elbette ki, bu durumda mutlu olacaktır. İşte o insanın mutluluğu bizlerin mutluluğu olacaktır.
Toplumda insanların bir kısmı sıkıntılı ve darda ise, bu durum, görmemezlikten gelinemez.
Darda olanı darlıktan, sıkıntısı olanı, bu durumdan kurtarmak, insani ve İslami bir görevdir. Hz Ali nin
kendisinden yardım isteyen bir sahabeye yarım ettikten sonra sergilediği davranış örnek alınmaya
değer. Günümüzde buna, önemli derecede ihtiyaç vardır. Toplumu meydana getiren bireyler mutlu
ve geleceğinden güven duyuyorlarsa, toplumun tamamı huzurlu ve güvenlidir. Değilse toplumun ve
bireylerin huzur ve mutluluğundan bahsedilemez. Bir insanın yaşaması için gerekli olan besini ve diğer
ihtiyaçlarını alamayan insanların oluşturduğu toplum, mutlu olabilir mi? Dünya üzerinde göz
gezdirdiğimiz zaman, böyle toplumlar göze çarpar. Bu durumdan kurtulmak için Hz Ali nin sorumluluk
bilincini örnek almak o denli önem arz eder.

Tahsin ÖTGÜÇ-Emekli müftü

Yazarın Diğer Yazıları