Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü

Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü sebebiyle Bartın'daki sağlıkçılar bir araya gelerek, hastane önünde basın açıklamasında bulundu.

 

 

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Bartın Temsilciliği, Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü kapsamında Devlet Hastanesi önünde bir araya gelerek, zor koşullarda çalıştıklarını ve emekçilerine ve toplumun her yerinde kendini gösteren şiddet olaylarını engellemenin birinci yolunun halktan ve hizmet üreten emekçiden yana bir sistem inşa edilmesi ile mümkün olduğunu ifade ettiler.

Sendikanın basın açıklaması:

“17 Nisan 2012 yılında Gaziantep’te görevi başında katledilen Dr. Ersin Arslan’ın ölüm yıldönümünde her türlü şiddet sonucu, pandemide, depremde ve görevi başında yaşamını yitiren sağlık emekçilerini saygıyla anıyoruz. Uzunca bir süredir sağlık emekçilerine yönelik şiddet ile mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Bu konularla ilgili defalarca iş bırakma eylemleri, açıklamalar yaptık. İstediğimiz düzeyde olmasa da bazı yasal değişiklikler yapıldı. Kısmen cezalar arttırıldı. Şiddetin önlenmesine katkı sağlaması için verdiğimiz yasal önergeler halen bekliyor.Sağlık emekçileri olarak zor koşullarda çalışıyoruz. Çalışma ve yaşam koşullarımız yıllar içinde düzeltilmemiş, taleplerimiz karşılanmamış, yeni sorunlar eklenerek giderek katmerlenmiştir. İçinde bulunduğumuz her türlü zorluğa rağmen, en iyi şekilde hizmet vermek için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Yıpranıyoruz, yıpranma hakkı alamıyoruz. Personel eksikliği giderilmiyor, geçici görevlere sürekli boşlukları doldurmaya zorlanıyoruz. İş güvencemiz yok, sürekli tehdit altındayız. Sağlık bir ekip işi iken, her birimiz rolü büyük ve vazgeçilmez iken sağlık emekçileri arasında ayrımlar oluşturuluyor, aramızda farklılıklar yaratılarak iş barışımız bozuluyor.”

Doktor Ersin Arslan’ın ölüm yıl dönümü

“Dr. Ersin Arslan’ın ölüm yıldönümü olan 17 nisan “sağlık emekçilerine yönelik şiddete karşı mücadele gününde” konuyla ilgili değerlendirme ve önerilerimizi bir kez daha paylaşmak istiyoruz. Şiddet konusunda da işin kaynağına dönmek gerekiyor. 2000’li yıllara kadar hastanelerimizde sadece bir polis memuru adli vakalar için bulunurdu. Şimdi her hastanede onlarca, yüzlerce güvenlik görevlisi var. Fakat şiddet gittikçe tırmanıyor. Şiddet “sağlıkta dönüşüm” denilen ve AKP hükümetleri dönemlerinde hızlandırılan piyasacı uygulamalar yaygınlaştıkça artmaya başladı. Sağlık alanını kar elde etme alanı olarak gören, sağlık hizmetlerini üretim-tüketim ilişkisi içinde metaya dönüştüren ve her gün kışkırtılan sağlık talebi ile yöneticilerin değersizleştiren dil ve üslubu ile bu sistem şiddet üretiyor. Sağlıktaki şiddet sadece hasta ve yakınlarının emekçilere yönelik şiddeti değildir. İşyerlerindeki liyakatsiz yöneticilerin uyguladığı mobbing, muhalif olan sendika üyelerine yönelik siyasal, psikolojik şiddet, Açlık ve yoksulluk sınırı arasında çalışmaya mahkûm edilerek uygulanan ekonomik şiddet gibi birçok şiddet türü ile uğraşıyoruz. Şiddetten uzak, sağlıklı bir toplum için bütünlüklü olarak mücadele etmek gerekir. Toplumun sağlığını korumak ve geliştirmek ancak toplumsal yaşamı demokratikleştirerek, birey ve toplumu özgürleştirerek ve eşitsizliklerle mücadele ederek; her bir bireyin yeterli beslenebildiği, uygun koşullarda barınabildiği, temiz çevre, temiz su ve güvenli gıdaya ulaşabildiği yani temel ihtiyaçların karşılanması ile mümkündür. Sağlık hizmetleri, ancak tüm bu sıralananlarla birlikte toplum sağlığını geliştirmesine katkı sağlayabilir. Sağlık emekçilerine yönelik şiddeti, okullardaki şiddeti, sokaklardaki şiddeti engellemenin birinci yolu halktan ve hizmet üreten emekçiden yana bir sistem inşa edilmesi ile mümkündür. Elbette bu gerçekleşinceye kadar şiddeti engellemek için caydırıcı yasal düzenlemeler ile tedbirler alınmak zorundadır. Bunlardan bazıları; işkolundaki emek ve meslek örgütleri olarak önerdiğimiz sağlıkta şiddet yasasının tek bir virgül dahi değiştirilmeden kabul edilmesini, sağlık emek-meslek örgütleri ve uzmanlık derneklerinin önerileriyle güvenli çalışma alanları istiyoruz. “Sağlıkta Dönüşüm” Programı hemen terk edilmelidir. Toplumu hastalıklardan koruyabildiğimiz; koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelediği bir sistem inşa edilmelidir. Bunun için hizmet sunanların ve alanların örgütlü yapılar aracılığıyla katıldığı, sağlık bakanlığı koordinasyonunda bir mekanizma ile yeni bir sağlık sistemi inşa çalışmaları derhal başlatılmalıdır. Mesleklerimizi hedef gösteren tüm kitle iletişim araçlarının denetlenmesini istiyoruz. İdareci belirlemeleri liyakat kriterlerini taşıyan kişilerin aday olacağı ve çalışanlar tarafından seçimle belirleneceği şekilde olmalıdır. Bunların dışında kısa vadede şiddetin toplumsal yaşamdan çıkarılmasında farkındalık yaratmak için; Sağlık Bakanlığı diğer tüm kamu kurumlarına öncülük ederek; “sağlıklı bir toplum için şiddetsiz yaşam” “sağlık için demokrasi” “sağlık için herkese iş, insani barınma ve eğitim” gibi temaları öne çıkaracak tarzda, işkollarındaki meslek örgütlerinin de desteğini alarak yeni bir toplumsal kültür oluşması için çalışma yapmalıdır. Ayrıca, ilkokuldan Üniversiteye kadar insan hakları, demokrasi, demokratik yaşam konularında farkındalık yaratacak eğitim süreçleri müfredatlara acilen eklenmelidir. Son olarak; şiddetin çalışma ortamımızın olağan bir parçası haline getirilmesi isteniyorsa, bu şiddete alışmamız isteniyorsa, bir kez daha ifade edelim ki bu şiddeti kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Birlikte mücadele ettiğimiz tüm kamu emekçileri ile emeklileri ile bu şiddeti durdurmak, yaşam hakkımızı savunmak için var gücümüzle mücadele edeceğiz.

HABER: Eda Koç