Öğretmenler işi bıraktı, sendikalar yeniden toplandı

Bartın'daki sendikalar yeniden bir araya gelerek, eğitim kurumlarında yaşanan silahlı saldırılara tepki gösterdi. Öğretmenler, emekliler ve sağlıkçılar öğrenci ve öğretmenlerin can güvenliği konusundaki hassasiyetin artırılması konusunun sadece güvenlik önlemleri ile değil, öğrencilere ahlak ve umut aşılanması ile çözüme kavuşabileceğinin altını çizdiler.

Bartın’da bir araya gelen 5 sendika, Şanlıurfa’daki okulda yaşanan silahlı saldırı olayına tepki göstermek amacıyla basın açıklaması yaptığı sırada bir saldırı haberi de Kahramanmaraş’tan geldi. Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olayın ardından öğretmenler 3 gün iş bırakma kararı aldı. Eğitim-Sen Bartın Şubesi, Hükümet Caddesi üzerinde yeniden basın açıklaması yaparak, devam eden olaylara tepki gösterdi. Geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada, sendikanın son 3 iş bırakma sebebinin can kayıpları olduğunu söyleyen Eğitim-Sen Bartın Şube Başkanı İsmet İpci, bu sayının 5’e yükseldiğini söyledi. Şube Başkanı İpci, “Son iş bırakmalarımızın 5’i öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, çocuklarımız ölmesin diyedir. Bu süreç bize eğitim sisteminin çürümüş olduğunu gösteriyor. Bu sorun politik bir sorundur. Eğitim sistemini ben size anlatayım: Bizim sistemimizde ilkokul birinci sınıfta öğrenciye yükü yüklersiniz. Sonra bu yük artarak devam eder. 12 yıl boyunca yüklediğiniz yükün altında öğrenci ezilir. Sadece akademik eğitim aldıkları bir süreçte kendisine güveni olmayan nesiller yetiştirirsiniz. Kendisine özgüveni olmayan ve kendini başka yerlerde başka şekillerde var etmeye çalışan geleceğinden umutsuz gençler yetiştirirsiniz. Öğrenci tiyatro yapmasın, spor yapmasın sadece ders çalışır gibi yaparak ailesi ve öğretmenlerini mutlu etmeye çalışsın” dedi.

“Umudu olmayan iyi bir yurttaş olmayı öğretemezsiniz”

Çocukların geleceği ile ilgili umutları olmadığını vurgulayan Eğitim-Sen Bartın Şube Başkanı İpci, bu sürecin yalnızca güvenlik tedbirleri ile değil eğitim anlamındaki düzenlemeler ile iyileştirilebileceğini yineledi. İpci konuşmasında, “Umudu olmayan bir gençliğe, siz iyi bir insan olmayı, iyi bir yurttaş olmayı öğretemezsiniz. Yalnızca güvenlik tedbirleri alarak okullarda bunu sağlayamayız. Her okulun başına rehber öğretmeni ve polis konulması sorunu kökten çözemez. Gençlerin umutlarınız çaldınız…” ifadelerini kullandı.

Eğitim-Sen Bartın Şubesi üyesi Öğretmen Eylem Yılmaz Dönertaş ise yaptığı konuşmasında, “Öğretmen olduğumuz gibi veliyiz de… Çocuklarımızı okula göndererek bu kaygıları bizler de yaşıyoruz. Sadece zorunlu eğitimi kaldırarak bu durumun önüne geçilemeyeceği de aşikâr. Bu hepimizin mücadelesidir” diye konuştu.

“Toplumda adalet zayıfladıkça, okullarda şiddet artar”

Hükümet Caddesi üzerinde açıklama yapan bir diğer sendika ise Tüm Emeklilerin Sendikası Bartın Şubesi idi. Sendika Yürütme Kurulu Üyesi ve Basın Yayın Sekteri Ayla Durna sendika adına basın açıklamasında yaşanan olayların çözümünün, eşitlikçi ve adil bir eğitim sistemi kurmak, öğretmenleri yalnız bırakmamak, rehberlik hizmetlerini güçlendirmek ve en önemlisi topluma yön veren dilin değişmesini sağlamak olduğunu ifade ederek, “Toplumda adalet zayıfladıkça, okullarda şiddet artar. Kapıya koyulan güvenlik görevlisi, bu gerçeği değiştirmez; sadece sonuçları kontrol etmeye çalışır. Asıl mesele, çocukların kalbinde büyüyen öfkeyi, güvensizliği ve umutsuzluğu ortadan kaldırmaktır” dedi.

Tüm Emeklilerin Sendikası Bartın Şubesi’nin basın açıklaması:

Toplumsal çürüme artık görmezden gelinecek bir mesele değil; hayatın her alanında kendini hissettiren, özellikle de okullarda şiddet olarak karşımıza çıkan bir gerçek. Çünkü okul dediğimiz yer, toplumdan bağımsız bir alan değildir. Aksine, ülkede ne yaşanıyorsa onun küçük bir yansımasıdır. Adaletin zedelendiği, liyakatin geri plana itildiği, öfkenin ve kutuplaşmanın sıradanlaştığı bir ortamda yetişen çocuklardan sakin, anlayışlı ve sağduyulu olmalarını beklemek gerçekçi değildir. Bugün okullarda artan şiddet, sadece bireysel sorunlarla açıklanamaz. Bu, aynı zamanda toplumun genel gidişatının bir sonucudur. Çocuklar şiddeti doğuştan bilmez; görerek, duyarak ve yaşayarak öğrenir. Siyasette kullanılan sert dil, sokakta normalleşen kabalık, medyada sürekli pompalanan gerilim... Bunların hepsi çocukların zihninde birer "normal" haline gelir. Sonra biz dönüp "Bu çocuklar neden böyle oldu?" diye sorarız. Oysa asıl soru şu olmalı: Biz onlara nasıl bir örnek olduk? Bu noktada sıkça dile getirilen “okullara güvenlik görevlisi koyalım" önerisi, sorunun geldiği vahim noktayı gösteriyor. Evet, güvenlik önlemleri belirli riskleri azaltabilir; kapıda bir görevli olması dışarıdan gelebilecek tehditleri sınırlayabilir. Ancak bu yaklaşım sorunun köküne inmek yerine sadece yüzeyde kalan bir tedbirdir. Çünkü şiddetin kaynağı çoğu zaman okulun içindedir. Eğer bir toplumda adalet duygusu zayıflamışsa, eşitsizlik derinleşmişse ve insanlar kendini ifade edemiyorsa, bunun en hızlı yansıması çocuklarda görülür. Okulları adeta birer güvenlik alanına çevirmek, aslında toplumsal çürümenin kabulüdür. Bu, çözüm değil; zorunlu bir önlemdir. Gerçek çözüm, çok daha derinde yatar: eşitlikçi ve adil bir eğitim sistemi kurmak, öğretmenleri yalnız bırakmamak, rehberlik hizmetlerini güçlendirmek ve en önemlisi topluma yön veren dilin değişmesini sağlamak. Eleştiriye tahammülün olduğu, farklılıkların tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü bir ortam yaratılmadan, şiddetin önüne geçmek mümkün değildir. Açık konuşmak gerekirse: Toplumda adalet zayıfladıkça, okullarda şiddet artar. Kapıya koyulan güvenlik görevlisi, bu gerçeği değiştirmez; sadece sonuçları kontrol etmeye çalışır. Asıl mesele, çocukların kalbinde büyüyen öfkeyi, güvensizliği ve umutsuzluğu ortadan kaldırmaktır.

HABER: Eda Koç