Bartın'da 1 Mayıs Coşkusu: Emekçiler bugün de görevi başındaydı

Bartın, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü coşkulu bir yürüyüş ve geniş katılımlı bir mitingle kutladı. Kemerköprü'den Cumhuriyet Meydanı'na uzanan kortejde madencilerden sendikalara, siyasilerden çocuklara kadar her kesimden katılım sağlanırken bayram gününde görev başında olan basın mensupları, polis, zabıta ve temizlik personeli ise günün gizli kahramanları oldu.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, Bartın’da düzenlenen etkinlikle kutlandı. Kutlamalar öncesi Kemerköprü Meydanı’nda toplanan kalabalık, sloganlar eşliğinde Cumhuriyet Meydanı’na kadar yürüdü. Cumhuriyet Meydanı’ndaki tören, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve tüm demokrasi şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından günün anlam ve önemine ilişkin konuşmalar yapılarak emeğin ve alın terinin kutsallığına vurgu yapıldı.

Siyasiler ve vatandaşlar bir arada

Kutlamalara CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, Bartın Belediye Başkanı M. Rıza Yalçınkaya, Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır ve CHP İl Başkanı İsmail Cem Akyol gibi isimler de katılarak işçilerin bayram coşkusuna ortak oldu. Bölgedeki sendikalar ve özellikle maden işçileri, kortejin en ön saflarında yer alarak hak ve dayanışma mesajları verdi.

Günün görünmez kahramanları ve minik katılımcılar

Bayram günü olmasına rağmen görevlerini aksatmadan sürdüren temizlik personelleri, güvenliği sağlayan polis ve zabıta ekipleri ile anbean gelişmeleri takip eden basın mensupları takdir topladı. Kutlamaların en renkli görüntülerini ise aileleriyle birlikte alanlara gelen çocuklar oluşturdu. 

1 Mayıs İşçi Bayramı basın açıklaması:

Bartın Tertip Komitesi adına basın açıklamasında bulunan Bartın Eğitim-Sen Şube Başkanı İsmet İpci şu ifadeler yer verdi:

“Merhaba! İşçiler, emekçiler, kadınlar, emekliler! Hepimizin geleceği sevgili gençler, çocuklar merhaba! Üretenler, hayatı var edenler merhaba! 1 Mayıs birlik, mücadele ve dayanışma günümüz kutlu olsun! Dostlar, yoldaşlar! Bugün dünyanın ve ülkemizin dört bir yanında ellerindeki pankartlarla, dillerindeki marşlarla, türkülerle, sloganlarla alanlara akan yüz binler, milyonlar; kapitalist sistemin dayattığı zifiri karanlığı parçalıyor. İşçisi, emekçisi, genci, yaşlısı ile dünyanın en büyük korosunu oluşturan milyonlar hep bir ağızdan haykırıyor: “Günlerin bugün getirdiği baskı, zulüm ve kandır; ancak bu böyle gitmez, sömürü devam etmez; yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde.”

“Emek, özgürlük ve demokrasi” korosuna selam gönderiyoruz”

Dünyanın her yerinde meydanları dolduran milyonlar bugün ayakta. Çarklarını yoğun emek sömürüsü, işçi cinayetleri, savaş ve doğanın talanı üzerinden döndüren emperyalist kapitalist barbarlığa isyan ediyor. Bugün kadınlar emeklerinin ve haklarının gaspına karşı dünyanın dört bir yanında ayakta. Bu vahşi barbarlığın uluslararası sermayenin çıkarları uğruna çıkardığı savaşların bedelini canıyla, malıyla, yoksullukla ödeyenlerin isyanı meydanlarda yankılanıyor. Bugün ülkemizin dört bir yanında meydanlarda, alanlarda, mitinglerde omuz omuza veren yüz binlerin sesi dünyadaki kardeşlerinin sesine karışıyor. Buradan emeğin kürsüsünden, dünyanın bu en büyük korosuna, “emek, özgürlük ve demokrasi” korosuna selam gönderiyoruz.Selam olsun! Sömürü, kölelik ve baskı düzenine boyun eğmeyenlere; işi için, ekmeği için, insanca bir yaşam için; bedeni, emeği ve kimliği için, çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak için mücadele edenlere, direnenlere selam olsun! Nerede olursa olsun: İş yerinde, üniversite kampüsünde, evde, grev nöbetinde, sokakta, meydanda ya da demir parmaklıklar ardında; kara kışı bahara, karamsarlığı umuda çevirmek için tırnak ile diş ile, umut ile sevda ile, düş ile direnenlere bin selam olsun! Dostlar, yoldaşlar! Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki; ister mavi yakalı olalım ister beyaz yakalı, ister işçi olalım ister kamu emekçisi, ister asgari ücretli olalım ister emekli; genç-yaşlı, kadın-erkek; yaşımız, cinsiyetimiz, kimliğimiz ne olursa olsun hiç fark etmiyor. Hepimiz bu sömürü ve yağma düzeninin çarkları arasında her gün daha fazla eziliyoruz. Her geçen gün daha fazla yoksullaşıyor, sefalete itiliyoruz. Her zaman söylüyoruz: Demokrasinin, adaletin, hukukun, eşitliğin olmadığı bir yerde emeğin, emekçilerin hakları da yok sayılır. İşte tam da bu yüzden ülkemizde düşünce ve ifade özgürlüğünden toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına, seçme ve seçilme hakkından sendikal hak ve özgürlüklere, haber alma hakkına kadar uzanan saldırılar; esasında emeğine sahip çıkanlara yönelik sömürü zeminini güçlendirmek için yürütülüyor. İktidar bu politikalarına rıza göstermeyen öğrencisinden gazetecisine, belediye başkanından sendikacısına kadar her kesime adeta savaş açıyor. Laikliğe yönelik saldırılar eğitim başta olmak üzere tüm kamusal alana yayılıyor. Kadın cinayetleri artarken kadınları korumakla yükümlü mekanizmalar bilinçli olarak devre dışı bırakılıyor.

“Mücadelemiz,  insanca bir yaşam, güvenceli bir iş mücadelesidir”

Dostlar, yoldaşlar! Bizlere hak, hukuk, adalet, demokrasi vadedemeyen düzen; yıllarca bizi bölerek, parçalayarak, ayrımcılıkları körükleyerek ayakta kaldı. Yıllardır bize emeğe, insana, kadına, çocuğa, demokrasiye, eşitliğe, barışa düşman bir köhne sistem dayatılıyor. Elbette ki bu köhne düzen kendiliğinden değişmeyecek. Bu düzeni biz değiştireceğiz! Birleşeceğiz ve değiştireceğiz! Mücadelemiz; demokrasi, hukuk, adalet, eşitlik mücadelesidir. Mücadelemiz; insanca bir yaşam, güvenceli bir iş, güvenli gelecek mücadelesidir. Mücadelemiz çocuklarımızın okulda, sokakta güven içinde olduğu bir ülke mücadelesidir. Mücadelemiz; savaş naralarının değil, barış şarkılarının yankılandığı bir dünya ve ülke mücadelesidir. Dostlar, yoldaşlar! Emeğin, demokrasinin, barışın, özgürlüğün ve eşitliğin ülkesini hep birlikte kuracağız. Unutmayalım ki; emeğin birliği ve halkların kardeşliği için, bilimden yana aydınlık bir gelecek için umut biziz. Tıpkı dünya şairi Nazım Hikmet’in dediği gibi: Eğer; hak haksızlıktan yüce, sevgi nefretten üstün, aydınlık karanlıktan güçlüyse; çaresi yok, biz kazanacağız! Biz kazanacağız! Biz kazanacağız!”

Türk-İş’ten 1 Mayıs açıklaması

Cumhuriyet Meydanı’nda günün anlam ve önemine ilişkin gerçekleştirilen programda Türk-İş Bartın Şube Başkanı Ümit Çınar tarafından yapılan açıklamada:

"Bugün, Emek ve Dayanışma günü 1 Mayıs, emeğin değerini hatırlatan; dayanışmanın, birlikteliğin ve ortak mücadelenin anlam kazandığı bir gündür. Bugün dünyanın dört bir yanında işçiler, alın terinin karşılığını almak ve insanca çalışma koşullarına ulaşmak için seslerini birlikte yükseltmektedir. Emeğin değersizleştiği, geçim şartlarının ağırlaştığı bir dönemde bulunmaktayız. Bugün burada yalnızca sorunları değil, umudu da büyütmek için bir aradayız. Farklı işyerlerinden gelmekteyiz ancak hepimizi birleştiren ortak bir gerçek bulunmaktadır: Bu ülkenin değerini de geleceğini de emeğimizle biz kurmaktayız. Bugün buradayız.Çünkü geçinmek her geçen gün zorlaşmaktadır. Her sabah yeni zamlarla uyanmakta, emeğimizle karşılığının eridiğini görmekteyiz. Hayat pahalılığı dayanılmaz bir noktaya ulaşmış bulunmaktadır. Ücretler aynı hızda artmamakta, alım gücü sürekli düşmektedir. Eskiden işsiz olan yoksul sayılmakta iken, bugün çalışanlar da yoksullukla mücadele etmektedir. Bu tablo görmezden gelinemez. Gelir dağılımındaki adaletsizlik her geçen gün büyümektedir. Zengin daha zengin olurken, emeğiyle geçinenler giderek daha fazla yoksullaşmaktadır. Asgari ücretle çalışan milyonlar, daha yıl dolmadan gelirlerinin eridiğini görmekteyiz. Yapılan artışlar kısa sürede etkisini kaybetmektedir. Altı ayda eriyen bir ücretle bir yıl geçinilmesi beklenmektedir. Bu durum ne adildir ne de sürdürülebilirdir. Vergi yükü giderek çalışanların omuzlarına yüklenmektedir. Ücretliler yılın başında üst vergi dilimlerine girerek daha fazla kesintiyle karşılaşmaktadır. Emeğimizle kazanılan gelir, elimize geçmeden azalmaktadır. Yüksek gelir elde edenler istisnalardan yararlanırken, ücretliler sürekli ve düzenli vergilendirilmektedir. Bu tablo kabul edilemez” 

“Korkunun değil güvenin, hâkim olduğu iş yerleri oluşturulmalıdır”

"Örgütlenmek isteyen işçiler baskı, yıldırma ve işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya kalmaktadır. Sendikal faaliyetler bazı işyerlerinde engellenmekte, hak aramak zorlaştırılmaktadır. Oysa örgütlenme hakkı temel bir haktır. Çalışanların özgürce örgütlenebildiği, korkmadan hak arayabildiği bir çalışma hayatı güvence altına alınmalıdır. Çalışma hayatındaki baskılar yalnızca bununla sınırlı değildir. İşyerlerinde mobbing, taciz ve şiddet birçok çalışanın karşı karşıya kaldığı bir gerçekliktir. Korkunun değil güvenin, baskının değil saygının hâkim olduğu işyerleri oluşturulmalıdır. Şiddet ve tacize karşı sıfır tolerans ilkesi benimsenmeli, çalışanların onuru korunmalıdır."

“Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir”

"Taşeron işçilerin sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir. Kadro dışında kalanlar, aynı işi yapmalarına rağmen farklı haklara tabi tutulmakta ve ciddi bir adaletsizlik yaşamaktadır. Kamuda çalışan tüm işçilerin eşit haklara ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşması sağlanmalıdır. Bu mağduriyet artık sona erdirilmelidir. Ancak çalışma hayatındaki adaletsizlikler bununla da sınırlı değildir. Staj ve çıraklık sürecinde çalışmış milyonlarca kişi, yıllarca emek vermelerine rağmen sosyal güvenlik sisteminde hak ettikleri karşılığı alamamaktadır. Fiilen çalıştıkları bu dönemlerin emeklilik hesabında dikkate alınmaması ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır. Genç yaşta çalışma hayatına katılan bu insanların emeği yok sayılmamalıdır. Staj ve çıraklık dönemlerinin sigortalılık başlangıcı sayılması yönündeki talepler karşılık bulmalıdır."

“Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir”

"Engelli bireylerin çalışma hayatına katılımı da önemli sorunlar barındırmaktadır. Yasal zorunluluklara rağmen birçok işyerinde engelli istihdamı yeterince sağlanmamaktadır. Erişilebilirlik eksiklikleri ve önyargılar, engelli bireylerin çalışma hayatında kalıcı olmasını zorlaştırmaktadır. Engelli bireyler için eşit fırsatlar sağlanmalıdır. Gençler açısından tablo daha da ağırlaşmaktadır. Genç işsizliği artmaya devam etmektedir. Her yıl binlerce genç mezun olmakta, ancak iş bulamamakta ya da düşük ücretlere mahkûm kalmaktadır. Birçok genç güvencesiz ve geçici işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Gençlerin emeğinin karşılıksız kalmasına izin verilmemelidir. Nitelikli istihdam alanları oluşturulmalı, eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağ güçlendirilmelidir."

“Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir”

"Çocukların yeri okuldur. Ancak yoksulluk birçok çocuğu çalışma hayatına itmektedir. Çocuklar, hayallerini kaybederek ağır sorumluluklar üstlenmektedir. Çocuk işçiliğiyle mücadele güçlendirilmelidir. Ne yazık ki çocukların en güvende olması gereken yerler olan okullarda dahi ciddi güvenlik sorunları yaşanmaktadır. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarda yaşanan ve kamuoyunu derinden sarsan cinayetler, eğitim ortamlarının dahi yeterince güvenli olmadığını acı bir şekilde ortaya koymaktadır. Oysa okul; çocuğun kendini güvende hissettiği, geliştiği ve geleceğe hazırlandığı bir alan olmalıdır. Çocukların yaşam hakkının ve güvenliğinin her koşulda korunması sağlanmalıdır."

“Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir” 

"Çalışma hayatındaki riskler yalnızca ekonomik değildir. İş kazaları halen can almaktadır. Her gün ortalama 6 emekçi hayatını kaybetmektedir. Bu yalnızca bir sayı değil; yarım kalan hayatlar ve dağılan ailelerdir. Meslek hastalıkları çoğu zaman görünmez kalmaktadır. Tanı ve kayıt süreçlerindeki eksiklikler, sorunun gerçek boyutunun ortaya konulmasını engellemektedir. Bugünün emeklileri, geçmişin emekçileridir. Yıllarca çalışmış insanlar bugün geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Emekli aylıkları temel ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir. Emeklilik, yoksulluk değil; onurlu bir yaşam dönemi olmalıdır."

“Emeği savunmak, aynı zamanda barışı savunmak”

"Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan savaşlar, yalnızca sınırları değil hayatları da derinden sarsmaktadır. Gazze’de süren yıkım ve İran çevresinde tırmanan çatışmalar; milyonlarca insanı yerinden etmekte, emeği yok sayan bir düzenin sonuçlarını ortaya koymaktadır. Savaşın olduğu yerde üretim durmakta, insanlar işsiz kalmakta ve emek değersizleşmektedir. Göç etmek zorunda kalan milyonlar güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi vermektedir. Bu durum yalnızca savaş bölgelerini değil, tüm dünyada emeğin değerini etkilemektedir. Çünkü savaş, emeğin düşmanıdır. Barışın olmadığı yerde insanca bir yaşam kurulamaz. Bu nedenle emeği savunmak, aynı zamanda barışı savunmak anlamına gelmektedir. Bugün buradan açıkça ifade etmekteyiz: Emeğin değeri korunmalıdır. Çalışanların yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Adil, güvenceli ve insan onuruna yakışır bir çalışma hayatı sağlanmalıdır. Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın emek, dayanışma ve örgütlü mücadelemiz!"

Şehit rahmetle madenciler anıldı

Bartın’da yağmura rağmen devam eden kutlamalarda son olarak söz alan Türkiye Maden İşçiler Sendikası Amasra Şube Başkanı Emrah Açıkgöz madencilere seslenerek, “Sizler yerin yedi kat altında sadece ekmek değil, onur çıkaranlarsınız, tarih sizi kazdığınız kuyularda değil eğilmeyen başınızla yazacak. Selam olsun işçilere, madencilere. Hayatını kaybeden özellikle 43 madencimiz ve diğer tüm maden işçilerimizi rahmetle anıyorum. İş kazalarında hayatını kaybeden bütün işçilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum” şeklinde konuştu.

HABER: Eda Koç- Erkan Hızoğlu