Bilgehan BULUT

Bilgehan BULUT

b.bulut.hergun@gmail.com

MİLYON DOLARLIK TABLOLAR

Oldum olası resim sanatıyla pek aram yoktur. Öğrencilik döneminde gördüğümüz dersler zaten hikayeydi. Soğanla, patatesle anlamsız baskılar yapıp güzelim yiyecekleri sanat uğruna heba ederdik. TRT’de kıvırcık saçlı abi vardı resim yapan, Bob Ross. Genellikle dağ mağlı manzara resimleri çizerdi, ara sıra denk gelirdi izlerdim. Resim sanatı hakkındaki bütün geçmişim bu kadar diyebilirim. Yani zirvede bıraktım.

Sokakta, turistlik yerlerde gezerken falan ressamlara denk gelmişsinizdir. Sizi durdururlar beş dakikada kara kalem resminizi çizerler ve satarlar. Yüz lira, iki yüz lira, üç yüz lira… Helali hoş olsun. Yüzünüzün aynısını çiziyorlar. Ortada bir sanat var. Ortada bir yetenek var, anlayabiliyorum.

Kendimi zorlarsam tarihi geçmişleri olan, tarihe damga vurmuş paşaların, kralların sahibi olduğu tabloların, günümüzde antika gibi bir değer taşıdığından dolayı çok pahalı olmalarını, milyon dolarlık değerlere  sahip olmalarını da anlayabiliyorum. Bugün zamanında Fatih Sultan Mehmet’in sahip olduğu bir tabloyu satın alacaksam, milyon dolarları gözden çıkarmam gerektiği gayet anlaşılabilir bir durum. Bu eserler antika olduğu için pahalı. Yapıldıkları zamanlarda beş para etmedikleri, Leonardo, Raphael, Michelangelo ve Donatello gibi ressamların halktan aldıkları yardımlarla geçimlerini sağlamalarından, Vicent Van Gogh gibi ünlü bir ressamın da açlıktan ölmesinden anlaşılmaktadır.

Herkes tarafından bilinen, Leonardo Da Vinci’nin 1500’lü yılların başında yaptığı meşhur Mona Lisa tablosu da yakın zamana kadar o kadar pahalı bir eser değildi. 1911 yılında gariban bir köşe yazarı köşesinde bahsediyor Mona Lisa’dan “Şöyle güzel, böyle güzel.” Diye. Pek kimse iplemiyor ama Mona Lisa müzeden çalınıyor.  Çalındıktan sonra tüm gazeteler yayınlıyor aynı köşe yazısını ve başlıkları da atıyorlar. “Vah vah, tüh tüh şöyle güzeldi, böyle güzeldi.” Diye. O kadar abartıyorlar ki  durumu, insanlar gidip duvarda Mona Lisa’nın boşluğuna bakarak sergiyi zengin etmeye başlıyorlar. Sonra Mona Lisa bulunup yerine konuyor. Yaşadığı bu olay sayesinde o zamana kadar sadece belirli bir sanat çevrelerince bilinen, sıradan bir eser olan Mona Lisa dünya çapında üne kavuşuyor. Sonra sergileyenler için gelsin paralar. Öyle veya böyle dünya çapında ünlü olduğu için kaşı ve kirpikleri çizilirken unutulmuş çirkin bir kadın resminin bile antika değer de taşıdığı için milyon dolarlar etmesini anlayabiliyorum.

Gelelim anlayamadıklarıma, bazı eserler beni gerçekten çıldırtıyor. Örneğin Jackson Pollock’un No:5 isimli eseri yüz atmış beş milyon dolar. Hiçbir özelliği olmayan, saçma sapan, resimden başka her şeye benzeyen bir resim.  Adam resmen almış eline boyaları, kağıdın üzerine rastgele saçmış.  Sonra da üste sarı boya damlatma çalışmaları yapmış. “The Intouchables” filmindeki esmer arkadaşın yaptığı resmin aynısı. Bunun gibi daha nice, ne yedüğü belirsiz eserler var ki üç yüz milyon dolar, beş yüz milyon değerinde, inanılır gibi değil.  İnsanlar bu tarz resimlerden ne anlar, nasıl bu kadar paralar verirler anlayamıyorum.

Bir de bu resimleri yorumluyorlar; Yok burada şu yansıtılmak istenilmiş, yok efendim özgün renklerle bilmem ne çok güzel betimlenmiş, yok bilmem şurasında bir asilik uyanmış. Bence bu insanların kafası güzel, her şey de bir güzellik arıyorlar.

Bu resimlerin hepsini bana bedava verseler, bir tanesi alıp duvarıma asmam. Milyarder olsam bile bir tanesine bir lira vermem. Tamam belki sanattan anlamıyor olabilirim ama bu kadar para çok değil mi?

Sevdiğim söz: “Kimse benimle gelmese bile, ben yine de giderim .” – Bilgehan BULUT

Konu hakkındaki düşüncelerinizi aşağıdaki e-mail adresine yazabilirsiniz. Diğer görüş ve önerileriniz için de yazabilirsiniz.

e-mail: b.bulut.hergun@gmail.com

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Sistemi: Olay Medya | Reklam